Erkek egemen ablukaya karşı kadınlar 'direniş' dedi (2)

  • 09:01 7 Haziran 2018
  • Dosya

 

HABER MERKEZİ - İnkar ve imha politikalarına karşı yaşam alanlarını ve kazanımlarını korumaya dönük farklı direniş biçimleri ve özsavunma yöntemleri geliştiren kadınlar, Kürdistan illerinde aylarca süren cinsiyetçi, faşist uygulamalara ve ablukaya karşı "direniş, özgürlük, barış" dedi. Herkesin hafızasında destansı bir yer edinen “özyönetim” döneminde ismi belirlenebilen 78, toplamda ise 107 kadın AKP’nin güçleri tarafından katledildi.
 
“Kürt sorunu yoktur”dan “Kardeşim neyiniz eksik”e gelen AKP-Tayyip Erdoğan, Kürt’ün inkar, imha ve katliam uygulamalarını “Çöktürme Planı” adı altında güncelleyerek adım adım hayata geçirdi. Ve 7 Haziran 2015 tarihinden bu yana Türkiye’yi olağanüstü baskı halinin süreklileştiği bir yer haline getirdi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın tabiriyle “Çözüm süreci”nin iktidar tarafından “buzdolabına kaldırılması” ile beraber Kürdistan’ın illerinde Suruç’la birlikte katliamlar gerçekleşti. 
 
Bu katliam ve saldırılara karşı ise halk kendi mahalle ve sokağında kurduğu barikatlarla özsavunmaya geçti. Saldırılara karşı kendini, halkını ve toprağını korumak isteyen onlarca genç sokaklarında nöbet tutmaya başladı. Hemen her gün mahallelere düzenlenen saldırılara karşı halk da gençlere destek vererek çok geçmeden “özyönetim”ini ilan etti. Özerk yaşamı seçen bölge halkına karşı tank ve toplarıyla mahallelere giren AKP’nin güçleri, 2015 Ağustos ayından itibaren Cizre, Silopi, Silvan, Kulp, Hani, Lice, Varto, Nusaybin, Derik ve Sur’u abluka altına alarak sokağa çıkma yasakları ilan etti. Bölge halkı polis ve askerle karşı karşıya kalırken, silahlarla taranan ve bombardıman altına alınan evlerin enkazları kepçelerle taşındı.
 
Türkiye tarihinin en yıkıcı, kanlı ve karanlık dönemi 
 
Hukuki ve insani değerlerin askıya alındığı illerde en ağır hak ihlalleri yaşanırken, Türkiye tarihinin en yıkıcı, kanlı ve karanlık dönemini yaşandı. 16 Ağustos 2015'te Muş'un Varto ilçesinde başlayan sokağa çıkma yasağı daha sonra 7 ilin 23 ilçesinde uygulanarak genişletildi. Dünya tarihinde örneğine az rastlanan bir biçimde, bu ilçelerin büyük kısmı aylarca ablukaya alınarak, binlerce asker, polis, özel harekât ve korucunun yanı sıra paramiliter güçler tarafından ağır silahlarla yaşanılamaz hale getirildi. Evlerinde ve sokak ortasında katledilen insanların cenazeleri günlerce sokaklarda bekletildi, gömülemeyen cenazeler kokmasın diye derin dondurucuda saklandı.
 
Bin 425 kişi yaşamını yitirdi, 2 bin 583 kişi yaralandı
 
Vahşet ve katliamların yaşandığı bu süreçte siyasi parti, sivil toplum örgütleri ve ilgili kurumlarını yaptığı incelemeler sonucu hazırlanan ve kamuoyuna yansıyan verilere göre, 108’i çocuk, 107’si kadın olmak üzere toplam bin 425 kişi yaşamını yitirdi, 2 bin 583 kişi yaralandı. İşkence ve kötü muamele iddiasıyla THİV’e 807 kişi başvuruda bulundu, İHD’nin tespit ettiği işkence ve kötü muamele sayısı ise 6 bin 167 olarak kayıtlara geçti. Yine 2 milyon kişi sokağa çıkma yasaklarından doğrudan etkilendi, 1 milyonu aşkın insan da yaşam alanlarını terk ederek iç göçe maruz bırakıldı. Cizre’deki yasak sırasında evlerin bodrum katlarında mahsur kalan yüzlerce kişi katledildi, yaralılara ulaşmak isteyen ambulanslar engellendi, sağlık çalışanları hedef alınarak katledildi. 
 
Tüm bu süreçte ise ulusal ve uluslararası hukuk tamamıyla askıya alınarak, çiğnendi. 
 
Kürt sorununa tek bir cümle yer vermedi 
 
Bugün ise çözüm masasını deviren ve süreci buzdolabına kaldıran, çatışmaları tekrar başlatan, illerde sokağa çıkma yasakları ilan eden, Olağanüstü Hâl’i (OHAL) yine getiren, on binlerce kişiyi ihraç eden, belediyelere kayyım atayan, milletvekillerini tutuklayan, cezaevlerini siyasetçi ve gazetecilerle dolduran AKP ve Tayyip Erdoğan, 24 Haziran seçim manifestosunda Kürt sorununa tek bir cümle yer vermedi. 
 
Cinsiyetçi ve faşist bir devlet politikası işletildi
 
Aylarca ablukaya alınan illerde AKP’nin tüm şiddetine ve işlenen ağır savaş suçlarına rağmen yaşam alanlarını terk etmeyerek direnen ve yaşamı örmek adına mücadele eden kesimler başında genç ve kadınlar geldi. Kürt kadınları bu talan ve katliam politikalarına boyun eğmeyerek milliyetçi, militarist ve cinsiyetçi politikalara karşı büyük bir direniş sergiledi. Abluka alanlarında direnen Kürt kadınlarının mücadelesi aslında tüm kadınların anlam bulduğu bir alan oldu. AKP, ablukalarda en yoğun saldırılarını Kürt kimliğine sahip çıkan kadın özgürlük mücadelesinin öncüsü olan kadınlara yönelterek kadın özgürlük mücadelesinin toplumsal dönüştürücü gücünü hedef aldı.
 
Son 3 yıllık süreçte, Muş, Cizre, Sur, Silopi, Nusaybin'de ve abluka altındaki diğer bölgelerde onlarca kadın cinsel ve fiziksel işkenceye maruz kalarak katledilirken, çok sayıda kadının çıplak bedeni teşhir edilerek havuz medya aracılığıyla servis edildi. Kadınlar başta olmak üzere kamuoyunda oluşan tepkilere rağmen sorumlular hakkında tek bir kovuşturma dahi yapılmadı. Abluka altındaki bölgelerin direnişini kırmak için bu kez cinsiyetçi uygulamalar devreye konuldu. Öncülük eden kadınların infaz edilmesi, evlerin yağmalanması, kadın eşyaları ve kıyafetlerinin ifşa edercesine parçalanması, ırkçı cinsiyetçi duvar yazılamaları ve söylemler, halkın değerlerine ve hatıralarına hakaret edilmesi şeklinde her an her yerde şiddet ve baskı olarak ortaya çıktı.
 
Kürt kadınının mücadelesi hedef alındı
 
Saldırı altındaki bölgelerde gerçekleştirilen gözaltılarda özellikle siyasi temsilci (belediye eşbaşkanı, parti eşbaşkanı, yönetici, meclis eş sözcüleri) konumundaki kadınlara yönelik hayata geçirilen hakaret, cinsel şiddet ve tehdit, kadınlar tarafından “korkutma amacı” olarak nitelendirildi. Sokağa çıkma yasakları boyunca AKP’nin cinsiyetçi politikalarının bir diğer uygulaması da duvar ve evlerdeki cinsiyetçi, ağır hakaretler içeren yazılamalar oldu. Duvarlara “fistanla devlet kurulmaz”, “kızlar geldik neredesiniz”, “aşk bodrumda yaşanıyor güzelim”, “kızlar geldik yoksunuz”, “fistanını al da gel” ve “fıstık biz geldik” gibi doğrudan kadını ve kadınlığı hedefleyen ifadeler dikkat çekti.
 
Cenazelerine ulaşamayan ailelerin yas hakkı dahi engellendi 
 
Ablukalar süresince ailelerin cenazelere ulaşması ve toprağa vermesi engellenirken, yas hakkı dahi ellerinden alındı. Yaşanan çatışmalarda yaşamını yitiren YPS ve YPS-JIN üyelerinden hala ailelerine teslim edilmeyen cenazeler bulunuyor. Tüm başvurulara rağmen ve aileler tarafından birçok kez verilen DNA örneklerine rağmen hala kimlikleri tespit edilmeyen cenazelerin bazıları yasağın ilan edildiği illerdeki kimsesizler mezarlığında, bazıları ise farklı illerdeki Adli Tıp Kurumlarında bekletiliyor. Cenazelere yapılan işkence ve insanlık dışı muamele özellikle kadın bedenine yönelik uygulamalar o dönem çok sayıda sivil toplum örgütü tarafından tespit edilerek kayıt altına alındı. 
 
Yaşamını yitiren kimi kadınlar şu şekilde: 
 
* 16 Ağustos 2015'te Muş Varto'da, sokağa çıkma yasağının ilan edildiği ilk yerde ve ilk günde yaralı halde infaz edilen YJA-STAR’lı Ekin Wan'ın ağır işkence gördüğü tespit edilirken, bedeninin çıplak bir şekilde sokak ortasında teşhir edilerek basına servis edilmesiyle bölge kadınları başta olmak üzere tüm kadınlara gözdağı vermeyi hedeflendi.
 
* 4 Ocak 2016’da Şırnak Silopi’ de katledilen Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Meclisi üyesi Seve Demir, Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır ve (KJA) aktivisti Fatma Uyar'ın yaralı haldeyken infaz edildiği yakınları tarafından kaydedildi.
 
* Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Asya Yüksel ve HDP Milas eski İlçe Başkanı Derya Koç, Cizre’de sığındıkları evlerin bodrumlarında katledildi. 
 
* Cizre'de 8 aylık hamile olan 32 yaşındaki Güler Yamalak, özel harekât polisleri tarafından doğrudan hedef alınıp açılan ateşle karnından vurularak ağır yaralandı. Ameliyata alınan Güler bebeğini kaybetmiş, sırtında kurşun yarası olan bebeğin görüntüsü AKP’nin henüz doğmamış anne karnındaki 8 aylık çocuğu öldüren zulmünün boyutlarını ortaya koymuştu.
 
* Evinin önünde annesinin kollarında katledilen 10 yaşında Cemile Çağırga'nın cenazesi çürümesin diye günlerce derin dondurucuda bekletildi. 3 aylıkken katledilen Miray İnce, AKP zulmünün diğer bir sembolü olarak toplumun hafızasına kazındı. Miray bebek morgda yer kalmadığı için yaşamını yitiren bir başka kadının kucağında günlerce ''uyutuldu.''
 
* Ağustos 2015-Temmuz 2016 arasında ismi belirlenebilen 78 toplamda ise 107 kadın AKP’nin güçleri tarafından katledildi. Yine bu süreçte 0-17 yaş grubu 107 çocuk katledildi.
 
Abluka sürecinin siyasi arka planı
 
2012 yılının son ayılarında başlayan “çözüm ve müzakere süreci” kısmi bir çatışmasızlık ortamı yaratarak sorunun diyalog ve müzakere yöntemiyle çözülebileceğine dair umutları yükseltti. 21 Mart 2013 Diyarbakır Newrozu’nda PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından hazırlanan ve “Bugün yeni bir dönem başlıyor. Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor. Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun” ifadelerinin geçtiği “Demokratik Çözüm Deklarasyonu”nun okunmasıyla “çözüm süreci”nin resmen başladığı ilan edildi. Deklarasyonun okunması ardından KCK yetkilileri çatışmasızlık sürecinin kalıcılaştırılması ve çözüm için “geri çekilme” kararı aldıklarını açıkladı. 
 
Abdullah Öcalan tarafından “çözüm süreci”ne ivme kazandırmak için bir müzakere taslağı hazırlanarak, İmralı Heyeti ve devlet heyetine sunuldu. Taraflar arasında ortak bir mutabakat metni çıkarılmasının ardından bu metin 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe Sarayı’nda kamuoyuna ve halklara ilan edildi. Metinde Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesinde acil atılacak adımlar 10 maddede sıralandı.
 
Abdullah Öcalan kadınların yer alacağı bir heyet istedi
 
Abdullah Öcalan gerek HDP İmralı Heyeti’nde gerekse devlet heyetinde kadınların yer almasını, kadınların yer almadığı bir masanın müzakere masası olamayacağını, yine kadınların öznesi olmadığı bir barış sürecinin de toplumsallaşamayacağına vurgu yaparak, heyetlerde erkeklerle eşit sayıda kadınların da yer almasında ısrarcı oldu. HDP oluşturduğu heyet içerisinde kadına yer verse de devlet tarafından oluşturulan heyette erkekler yer aldı. HDP heyetinde ise başlangıç için 2 kadın yer almış ve süreç içerisinde heyetteki kadın sayısının artırılması kararlaştırıldı.
 
HDP halklara ulaşmaya başlayınca çözüm dolaba kaldırıldı!
 
Ancak hemen sonrasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Dolmabahçe Mutabakatı’nı tanımadığını ilan ederek barışa evirilecek müzakere masasını yıkmasıyla eski çözümsüzlüğe dönen yeni bir süreç başlamış oldu. Çünkü çözüm ve müzakere sürecinin önemli aktörü olan HDP’nin yüksek grafik yakalamış olması büyük bir korkuyu da beraberinde getirmiş oldu. 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri öncesi yapılan anketlerde gittikçe otoriterleşen bir baskı aygıtına dönüşen AKP Hükümeti’nin ciddi oranda oy kaybettiği, HDP'nin ise geniş kesimler tarafından desteklenerek oylarını arttırdığı görüldü. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın fiili başkanlık seçimi olarak gördüğü 7 Haziran seçimlerinde HDP'yi baraj altında bırakarak AKP'nin tek başına iktidar olması hedefiyle seçim arifesinde gerçekleştirilen Ağrı-Diyadin provokasyonu ve HDP’nin Diyarbakır’daki seçim mitingine yönelik bombalı saldırıyla birlikte çözümsüzlükten yana ısrarcı bir tutum sergiledi.
 
Tüm süreçlerin adım adım işlediği sokağa çıkma yasakları döneminde ilçelerde yaşananlar şöyle: 
 
Cizre
 
14 Aralık 2015-26 Mart 2016 arasında ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında kimliği belirlenen 172 kişi yaşamını yitirdi. 79 kişinin kimliği ise henüz belirlenmedi. Son ablukada 251 kişi yaşamını yitirdi. Daha önceki ablukalarda yaşamını yitiren 32 kişi ile birlikte Temmuz ayından itibaren Cizre’de 282 kişi yaşamını yitirdi.
 
Bu süreçte bodrumlara sığınan yaralıların sayısı hızla arttı. Bu yaralılara ambulans ulaştırılması için Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nezdinde yapılan hukuksal ve hükümet nezdinde yapılan siyasi girişimler sürerken, 7 Şubat 2016’da resmi devlet kanalında “bodrum katına düzenlenen operasyonda 60 teröristin öldürüldüğü” yönünde bir haber yer almış ve bir süre sonra geri çekilmişti. Bu tarihten itibaren söz konusu bodrumlarda mahsur kalan insanlardan geriye sadece ölüm haberleri ve yakılmış beden görüntüleri yansıdı. Üç binanın bodrum katlarından çıkarılan cenaze sayısı: 167.
 
Yüksekova
 
Temmuz 2015’den itibaren sık sık sokağa çıkma yasakları ile gündeme gelen Yüksekova’da Hakkâri Valiliği 13 Mart 2016 tarihinden itibaren resmi bir açıklama ile sokağa çıkma yasağı ilan ettiğini kamuoyuna duyurdu. 78 gün süren sokağa çıkma yasağı boyunca ilçe merkezinin büyük bir kısmı yakıldı, yıkıldı ve tahrip edildi. İlçede son sokağa çıkma yasağında yaşanan çatışmalar boyunca kimliği belirlenen 39, Erzurum ATK’den yetkililer tarafından alınarak Kimsesizler Mezarlığı’na defnedilen 51, 3 Haziran’da bulunan 1 cenaze ve daha önceki ablukalarda yaşamını yitiren 5 kişi ile birlikte Ağustos 2015’den beri uygulanan ablukalarda ilçede toplam 96 yurttaş yaşamını yitirdi.
 
Sur
 
2 Aralık 2015’te başlayan ablukada; kimliği belirlenebilen 55 kişi, hala Adli Tıp Kurumlarında kimlik teşhisi için bekleyen ve kimsesizler mezarlığına defnedilen 26 kişi ve en son 10 Temmuz 2016 tarihinde Sur’da cenazeleri bulunan 3 kişi ile birlikte kesin olmamakla birlikte yaklaşık 90 yurttaş Sur’da hayatını kaybetti. Resmi kaynakların 9 Mart 2016’da operasyonların bittiğini açıklamasına rağmen, yasaklı 6 mahalledeki abluka halen devam ediyor.
 
Nusaybin
 
Nusaybin’de 7 Haziran 2015’ten itibaren 4 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi. İlk sokağa çıkma yasağı 1 Ekim’de başlatıldı ve 6 gün sürdü. Nusaybin halkı ilan edilen bu ablukaya karşı direnerek yanıt verdi ve asker ile polis sokaklara girmeyi başaramadı. İkinci sokağa çıkma yasağı 9 Ekim 2015’te ilan edildi ve 1 gün sürdü. Son sokağa çıkma yasağı adı altında Nusaybin’de uygulanan abluka 13 Kasım’da ilan edildi ve 26 Kasım’da kaldırıldı. 14 gün süren ablukada 9 yurttaş yaşamını yitirdi.
 
14 Mart 2016 tarihinde ilan edilen yasakta ise, katliamın en yoğun yaşandığı yasak olarak kayıtlara geçti. Selamet Yeşilmen gibi çok sayıda kadın ya kapısının önündeyken hedef alınarak katledildi ya da evinin içerisindeyken kurşunların hedefi oldu. Nusaybin’deki yasak 2 yılın ardından 21 Nisan tarihinde tamamen kaldırıldı.
 
YARIN: Kadın kazanımlarına saldırı biçimlerinden kayyımlar