Gazeteci Kibriye Evren: 2019 yılı süresiz-dönüşümsüz direniş yılı olacak

  • 09:03 27 Aralık 2018
  • Güncel
DİYARBAKIR - Tutuklu bulunduğu cezaevinde 16 Aralık'tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan gazeteci Kibriye Evren, mektubunda "İtalyan düşünür, siyasetçi ve sosyalist kuramcı Antonio Gramsci’nin 'Hatırlamak direnmektir' söylemiyle haklı direnişimizdeki kararlılığımızı yineliyoruz. Suskunluk, seyirci kalmak tıpkı tecrit gibi insanlık suçudur. Biz direniş yılını şimdiden kutluyoruz" diye belirtti. 
 
Türkiye ve bölgedeki cezaevlerinde PKK Lideri Abdullah Öcalan'a yönelik tecridin kaldırılması talebiyle başlatılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevleri devam ediyor. Aşamalı olarak açlık grevine dahil olacak olan tutsaklar, talepleri karşılık buluncaya kadar eylemlerini sürdürmekte kararlı. Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutulan Demokratik Toplum Kongresi Eşbaşkanı (DTK) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven'in başlattığı süresi-dönüşümsüz açlık grevi eylemi 50'nci gününe girerken, Elazığ Cezaevi'nde 6 kadın tutsağın başlattığı eylem ise 56'ncı gününde devam ediyor. 
 
Aynı taleple 16 Aralık günü 9 farklı cezaevinde süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine başlayan tutsaklardan biri de gazeteci Kibriye Evren. Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutulan Kibriye Evren, gazetecilik kimliği ve yaşanan süreci değerlendirdiği bir mektup kaleme aldı. 
 
Kibriye'nin ajansımıza gönderdiği mektubu şu şekilde: 
 
"21. yüzyılda Ortadoğu zihniyetinin gerisinde bir zihniyetin taşıyıcısı olan ulus-devlet anlayışı, tekrardan ürettiği tüm tahakküm unsurlarıyla her türlü şiddet aygıtını kullanarak varlığını sürdüreceği yanılsamasıyla esasında ne kadar kırılgan bir zemin üzerinde kendini inşa ettiğini göstermektedir. Bu nedenledir ki, bugün muhalefet eden ve direniş gösteren herkes cezaevlerine kapatılmaktadır. Yani iktidarın kendisini sağlama alma yönetimi olarak kullandığı ve çoğalttığı her şiddet yöntemi (Bunu hukukun rutinleşen şiddeti de dahil) çürümüş zeminde her an çökmeye mahkum olduğunun açık kanıtıdır. Bunun farkında olan insanlar olduğumuzu bildiklerindendir ki bugün cezaevlerindeyiz. Ben kadın bir gazeteci olarak buradayım.
 
Gazetecilik motivasyonum ahlak, akıl ve vicdan
 
Bir gazetecinin görevi yalan üretmek değil gerçek olanı yalandan kurtarmaktır. Gerçeğe ulaşmayı hedefleyen çetrefilli yolda risk alarak ulaştığı gerçeği toplumla, dünyayla paylaşmaktır. Bu riskleri almaktaki temel motivasyon kaynağı ahlak, akıl ve vicdan taşıyan bir canlı olma özelliğinin, insan olma niteliklerinin bir parçası olduğuna olan inancımdır. Bu inanç adaletsizliğin meşru görünme çabası karşısında gazetecilik mesleğimi layıkıyla yapma irademin temel dinamiklerini oluşturmaktadır. Mesleğimi bu ilkelere bağlılıkla yapmaya çalışan bir gazeteci olarak bugün cezaevindeyim.
 
Tecridin suç olduğunu suçu işleyen iktidarlarda biliyor
 
Bulunduğum cezaevinde tecridin insanlık suçu olduğunu yüksek sesle dile getirmekle yetinmeyen başta Leyla Güven olmak üzere bedenini ölüme yatırmaya başlayan kadınlarla buradayım. Tecridin insanlık suçu olduğunu, bu suçu işleyen iktidarlarda en az bizler kadar iyi bilmektedir. Bizi farklı kılan savunduğumuz değerlerle, ilkelerimiz doğrultusunda bu suçun karşısında duruş ve direniş iradesini göstermek ve sahiplenmektir. Bu nedenle akıl, vicdan, ahlak ve duygudan bağımsız bir adaletin tesis edilemeyeceğine olan devrimci, irade, inanç ve gücümle Leyla Güven'in başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevine tanıklık eden fakat duyarsız kalmayı reddeden bir kadın ve gazeteci olarak başlamış bulunmaktayım. 
 
Tecridin derhal kaldırılması öncelikli talebimizdir
 
Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması (kırılması) milyonlarca insanın üzerindeki tecridin kırılmasıdır. Sayın Öcalan milyonların üzerindeki olumlu (dönüştürücü) etkisinin görülmemesi Kürt halkı başta olmak üzere halkların adaleti ve vicdanı görmezden gelmektedir. Sayın Öcalan'ın üzerindeki tecridin derhal kaldırılması ve görüşmenin sağlanması öncelikli ve hayati talebimizdir. Cezaevlerindeki kadın sayısının gün gittikçe artıyor oluşu, iktidarların kadın gücünden korktuklarının göstergesi olduğu gibi gerçeği ve hukuksuzluğu toplumla paylaşan bir gazeteciye ket vurmak da kendi gerçeklikleriyle yüzleşmekten korktuklarının bir yansımasıdır. Cezaevlerinde artan kadın tutsak sayısının anlamı her gün tecavüze, katliama, işkenceye, yok sayılmaya, haksızlığa, ırkçılığa, gericiliğe, belleği hiçleştirilmiş ve sömürge egemenliğine tabi olan bir toplum inşa ettiklerinin vahim bir kanıtıdır. 
 
Suskunluk tıpkı tecrit gibi insanlık suçudur
 
Yaratılan kaotik atmosferinde tüm bunların bilincine sahip, gören, duyan, körelmemiş algı ve duyulara sahip tüm insanları Kürt, Türk, Arap, Alevi, dini, dili, ideolojisi ne olursa olsun tüm duyarlı kesimleri sol-sosyalist kadınları, feministleri, aktivistleri, aydın ve sanatçıları bedenini ölüme yatıran Kürt kadınlarının direnişini, yükünü paylaşmaya davet ediyoruz. Suskunluk ve ölüme seyirci kalmak tıpkı tecrit gibi insanlık suçudur. 
 
'Ancak eylemsizlikle suçlanmaya teslim olmayanlar bir direniş inşa edebilirler' der Adorno. 2019 yılına gireceğimiz şu günlerde suskunluğa gömülen herkes aynı şiddet unsurlarıyla karşı karşıya kalacaklarını bilmek durumundadır. Bunu hatırımızdan çıkarmıyor ve hatırlıyoruz. Gramsci’nin 'Hatırlamak direnmektir' söylemiyle haklı direnişimizdeki kararlılığımızı yineliyoruz. Yeni yılın bir direniş yılı olma umudumuzu süresiz-dönüşümsüz açlık grevleriyle güçlendiren kadın dayanışmasının artarak birleşik güç buluşturması halinde, süresiz-dönüşümsüz bir direniş yılını karşılarız. Biz direniş yılını şimdiden kutluyoruz…"