Sırbistan’da da durum Türkiye’den farklı değil: Nefret suçları cezasız kalıyor

  • 09:02 5 Kasım 2018
  • Güncel

 

İZMİR - Batı Balkanlar ve Türkiye’de LGBTİ Eşit Haklar Derneği (ERA) eş yöneticilerinden Dragana Todorovic, ülkesi Sırbistan’da nefret suçlarına yönelik yasalar olmasına rağmen suçların cezasız kaldığına dikkat çekerek, “Türkiye’deki hâkimler genelde kendilerini her şeye muktedir görüyorlar. Her şeyi yapabileceklerini ve dokunulmaz olduklarını sanıyorlar. Diğer ülkelerden uzmanlar daha çok ciddiye alıp muhatap alıyorlar, dinliyorlar” dedi. 
 
Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye’nin yer aldığı bölgesel bir dayanışma ağı olan Eşit Haklar Derneği  (Equal Rights Association -ERA) Eş Yöneticisi ve Avrupa Lezbiyen Konferansı Yönetim Kurulu Üyesi Dragana Todorovic, Sırbistan’daki hak ihlalleri, nefret suçları ve bu ihlallere karşı vermiş oldukları mücadeleyi anlattı. 
 
Dragana, nefret suçlarıyla ilgili cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularını da içeren bir yasanın meclislerinden 2012 yılında geçtiğini ancak hiçbir şekilde uygulanmadığını kaydetti. 
 
‘Ayrımcılığa yönelik cezalandırma yok’
 
Sırbistan’da da durumun Türkiye’den farklı olmadığını vurgulayan Dragana, şu örneği anlattı: “2016’da yakın bir kadın arkadaşım ki kendisi de benim gibi aktivisttir. Şehrin merkezinde bir yerde arkadaşıyla oturup bir şeyler içmek ve yemek için bir araya geliyor. Orada 2 erkek tarafından önce kendilerine ‘lezbiyen’ denilerek hakarete uğruyorlar. Ardından da mekanın lavabosunda fiziki saldırıya uğruyorlar. Olay o kadar ileri boyuta gidiyor ki 2 kadın hastanelik oluyorlar. Yasal hiçbir kurum, suçluları bulup cezalandırmak için herhangi bir şey yapmadı. Somut anlamda örnek üzerinden anlatmak istedim çünkü yaşanan ayrımcılığı anlatabilmenin en etkileyici kısmı kişilerin deneyim ve hikayelerini paylaşmaktır.”
 
‘Polisten başlayarak eğitim verilmeli’ 
 
Benzer şekilde birçok nefret suçu işlendiğini dile getiren Dragana, mahkeme, polis ve yürütme organlarının yeterince bilgi sahibi olmadıklarını da ekledi. Polisten başlayarak tüm kurumlarda eğitim verilmesi gerektiğine işaret eden Dragana, ayrımcılığa uğrayan bireylerin de kendilerini ifade edemediklerini bu sebeple de onlara psiko-sosyal eğitim ve yasal olarak destek verilmesi gerektiğini kaydetti. 
 
Cinsiyetçi yaklaşımın diğer kriminal suçlardan ayırt edilmesi gerektiğini vurgulayan Dragana, “Bu suçlar arasındaki farkı çok iyi anlamak lazım. Ayrımcılığa uğrayan toplumsal grup, yani ağır şiddet gören ya da maruz kalanlar çok kırılgan olur. Hassas bir yapıları var ve bunların bilinerek diğer davalardan ayrı tutulması gerekiyor. Anayasayı temsil eden kurumların da bu konuya duyarlı hale getirilmesi çok önemli” diye konuştu. 
 
‘İşkence ve ayrımcılık konularında duyarlılık geliştiriyoruz’
 
Dragana, kendi ülkelerinde ERA’nın yaptığı çalışmaları ise şu şekilde anlattı: “Konunun karmaşık olmasından kaynaklı biz direkt Sırbistan’da hâkim ve savcılarla çalışmıyoruz. Ancak kendi bünyemizdeki üyelerimizi bu konularda duyarlı hale getirip onlarla çalışıyoruz. Bazı özgün durumlarda yargıç ve hâkimlerle çalıştığımız oluyor tabi. Örneğin yakın zamanda kendi ülkemizde resmi bir eğitim merkezinde tüm yargıç ve hâkimlerin zorunlu eğitim gördüğü bir ortamda kendi eğitimimizi gerçekleştirdik. Bu yapmış olduğumuz eğitim formasyonu Sırbistan’da bir ilktir. ERA bölgesel bir örgüt, Karadağ’dan, Bosna-Hersek’ten, Makedonya’dan üyeleri olan bir örgüt. Onlarla beraber çalışıyoruz. Çünkü aynı problem oralarda da var. Örgütsel anlamda proje partneri olabiliyoruz, fon desteği verebiliyoruz bu tür konularda. Yine Sırbistan’da yaptığımız gibi ayrımcılığa, işkenceye karşı duyarlı hale getirmeye çalışıyoruz oradakileri.”
 
‘Uluslararası hukukçular ve uzmanlarla çalışıyoruz’ 
 
Uluslararası konularla karşılaştıkları zaman İngiltere ve Amerika gibi ülkelerin avukat, yürütücü ve uzmanlarını çalışmalarına dâhil ettiklerini söyleyen Dragana, “Bunu daha önce yaşadığımız tecrübelerden yola çıkar kararlaştırdık ve gerçekleştiriyoruz. Mesela Türkiye’deki hâkimler genelde kendilerini her şeye muktedir görüyorlar. Her şeyi yapabileceklerini ve dokunulmaz olduklarını sanıyorlar. Sivil toplum olduğumuzdan kaynaklı yeterince ciddi olmadığımızı veya yeterli bilgiye sahip olmadığımızı düşünüyorlar ama sözünü ettiğim kurum ve ülkelerden uzmanlar geldiğinde doğal olarak daha çok ciddiye alınıp muhatap alıyorlar, dinliyorlar. Bu da yapmış olduğumuz işin bir parçası diyebiliriz. Ve nefret suçlarına, ayrımcılığa karşı gerek ulusal gerekse uluslararası çalışmaları sürdürmeye de devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.