Hayatın yok yerindekiler: Mülteci kadınlar

  • 09:03 19 Ekim 2018
  • Güncel

 

Dilan Babat 
 
ANKARA - Türkiye’de yaşamaya çalışan mülteci kadınların taciz, tecavüz ve çocuk yaşta evlendirilmeye maruz kaldıklarını belirten aktivist Özge Yelesel, kamplardaki kadınların ise başta hijyen olmak üzere sosyal hayata katılım noktasında ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldıklarını vurguladı. 
 
Ülkelerindeki savaş, çatışma ve işsizlikten dolayı Türkiye ve Avrupa ülkelerinde, daha iyi bir hayat yaşamak için yola çıkan mülteciler, “mülteci hukuku” kapsamında olan haklarından bile yararlanamıyor. Ortaya trajik tabloya rağmen aralarında bebek, çocuk, kadın ve gençlerinde bulunduğu yaşları 0-2 ile 80 arasında değişen binlerce mültecinin kötü şartlarda “umuda yolculuğu” ise devam ediyor. İzmir’in Karaburan ilçesi açıklarında 10 Ekim’de mültecileri taşıyan teknenin batması sonrasında başlatılan arama kurtarma çalışmalarında 8 kişinin cenazesine ulaşılırken, 26 kişinin ise kayıp olduğu açıklandı. İzmir'in Menderes ilçesinde 14 Ekim’de ise mültecileri taşıyan kamyonun devrilmesi sonucu 22 kişi yaşamını yitirdi, çoğunluğu çocuk 13 kişi de yaralandı. 
 
Resmi rakamlara göre, 2018 Ağustos ayı itibariyle Türkiye’de 3 milyon 552 bin 303 Suriyeli mülteci bulunuyor. Esnek ve güvencesiz işlerde çalıştırılan, cinsiyetçi, ırkçı uygulamalara maruz kalan mülteciler, başta yaşam hakkı olmak üzere barınma, sağlık, eğitim ve beslenmeye kadar birçok alanda sorunlarla karşılaşıyorlar. Kamplarda kalan mülteci kadınlar ise, cinsel saldırılara maruz kalıyor. 
 
‘Mültecilerin yüzde 80’i artık kamplarda yaşamıyor’
 
2011 yılından bu yana 4 milyona yakın mülteci topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Konuya ilişkin konuşan aktivist Özge Yelesel, çatışmalı süreçlerin yoğunlaşmasıyla birlikte Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan mülteci sayısında da ciddi bir artış yaşandığını vurguladı. Özge, “İlk başlarda bir çok insan kamplara gitmiş olsa da kamplardaki imkanların yetersizliğinden dolayı yüzde 80’i artık kamplarda yaşamıyor. Bunların yüzde 50’si Güneydoğu bölge civarında iken yüzde 20 gibi yüksek bir bölüm de İstanbul’da, geri kalanlar ise diğer illere dağılmış bir durumda.  Bu durum beraberinde  belirli bölgelerde ev bulma, iş bulma kalabalık yaşam sorunları, dil bariyeri, sosyal uyum, kültürel engeller, sağlık, eğitim, koruma, sosyal destek ve bilgiye erişim sorununu beraberinde getiriyor” diye konuştu.  
 
‘Hayata katılım, sosyal uyum ve hizmete erişimde sorunlar oluyor’
 
Mülteci kadınların toplumsal alanda yaşadığı sorunların başında hak ihlalleri ve cinsiyete dayalı şiddet geldiğini kaydeden Özgen, “Taciz, tecavüz ve çocuk yaşta evlilik gibi durumları içeriyor. Barınma merkezlerinde yaşayan kadınlar için özellikle hijyen sıkıntısı yaygın yaşanan bir problem oluyor. Bu durumlar zaman içerisinde evriliyor.  Sosyal hayata katılım durumunda ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalabiliyorlar. Bazı bölgelerde dil yok. Hali hazırda yerel halkın Arapça konuştuğu, mültecileri kucakladığı bölgeler var. Ancak buralarda da sosyal hayata katılım, sosyal uyum ve hizmete erişimde yine sorunlar oluyor” ifadelerini kullandı. 
 
Türkiye’ye yerleşen mülteci kadınların bazı kesimler tarafından “Hastalık bulaştırırlar” söylemiyle dışlandığını dile getiren Özge, şöyle dedi: “Bu tür durumlarda belediye, bakanlıklar ve birçok STK’nin mesleki ya da dil eğitimleri oluyor. Mültecileri sosyal yaşama katmak amacıyla ama bu eğitimleri aldıktan sonra bile kapsayıcı bir tutum olmadığından kaynaklı kadınlar daha fazla dışlanmışlık ve yalnızlık çekebiliyor.  Bu durum mültecileri, eşlerini ve kız çocuklarını evde tutma durumuna kadar götürüyor. Bunun yanı sıra Türkiye’ye gelip burada danışmanlık alan, bir çok etkinliğe katılan, eğitimlerine devam eden kız çocukları ne yazık ki 14-15yaş aralıklarına geldiklerinde genelde babaları tarafından eve kapatılarak evlilik yolunu seçiyorlar.  Türkiye’ye sığınan mülteci kız çocuklarında bu durum görülürken, erkek çocuklar ise mevsimlik işlerde ve inşaat işlerinde kendilerini kabul ettirmeye çalışıyorlar.”