Dünya örnekleri: Kimyasal hadım çözüm mü?

  • 09:10 16 Mayıs 2018
  • Okumadan Geçme!

 

DİYARBAKIR - Cinsel istismar suçunu önlemede cezasızlık ve adeta teşvik niteliği taşıyan "tahrik" indirimlerine müdahale etmek ve zihniyeti değiştirmek yerine AKP tarafından idam ve kastrasyon tartışmaları başlatıldı. Ancak dünyanın farklı yerlerindeki deneyimler, psikoterapi ile zihinsel dönüşüm olmadan cinsel suçlarda azalmanın oldukça zor olduğunu gösteriyor.
 
Kastrasyon cinsel saldırı suçunun önlenmesi veya cezalandırılması amacıyla başvurulan yöntemlerden biri. Cerrahi ve kimyasal olmak üzere iki farklı şekilde uygulanıyor. Cerrahi kastrasyon yönteminde üreme organı alınarak erkeklik hormonu üretimi geri dönüşü olmayacak şekilde engelleniyor. Kimyasal kastrasyon yönteminde ise antiandrojen ilaçlar yardımıyla erkeklik hormonu üretimi belirlenen süre içerisinde en aza indirilirken, iki uygulamada da amaç failin cinsel dürtülerini hafifletmek ve cinsel açıdan "sapkın" davranış ve düşüncellerini baskılamasını sağlamak. 
 
Florida, Kaliforniya, Lowa, Loisiana ve Texas'ta kullanılıyor
 
Cerrahi kastrasyon tarihi oldukça eskilere uzanan bir uygulama. İlk çağ ve sonrasında köleler üzerinde sıklıkla uygulandı. Yine sultan ve kralların haremlerinde çalışan erkeklere de kastrasyon uygulanıyordu. İsviçre 1982 yılında kastrasyon uygulamaya başlayan ilk Avrupa ülkesi oldu. Daha sonra Nazi Almanya'sında da bu uygulama yaygın olarak kullanıldı. Yüzlerce yıldır farklı amaçlarla kullanılan cerrahi kastrasyon yöntemi 1960'lı yıllardan sonra yerini büyük oranda kimyasal kastrasyona bıraktı. Ancak gönüllü olmak şartıyla ABD’nin Florida, Kaliforniya, Iowa, Loisiana ve Texas eyaletleri ile Danimarka gibi az sayıda ülkede cerrahi kastrasyon hala kullanılan bir yöntem. 
 
Rusya'da zorunlu kimyasal hadım uygulanıyor
 
Bugün itibariyle her ne kadar görülen vaka sayısı geçmişe oranla azalmış olsa da ABD ve bazı Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde kastrasyon yöntemi hala uygulanıyor. Günümüz uygulamalarında kimyasal hadım büyük oranda şartlı salıverme veya ceza indirimi karşılığında failin rızasına başvurularak uygulanıyor. Bunun yanında Polonya ve Rusya'da ise 14-15 yaş altındaki çocuklara yönelik istismar suçlarında zorunlu kimyasal hadım var. Almanya, Fransa, İsveç, Norveç, Finlandiya gibi Avrupa ülkelerinde kimyasal hadımda failin rızası alınırken, Belçika'da ise hapis cezası ve terapiye rağmen suç tekrarlanırsa uygulanıyor. Güney Kore, Asya ülkeleri kimyasal hadımı kabul eden ilk ülke arasında yer alıyor. 2011 yılında çıkarılan yasayla, 16 yaş altı çocuklara cinsel istismarda bulunan ve pedofili teşhisi konan 19 yaş üzeri yetişkinlere kimyasal hadım uygulanabiliyor. Bir diğer Asya ülkesi olan Endonezya'da da çocuklara yönelik cinsel istismar suçlarında verilen hapis cezasının ardından 2 yıl süreyle kimyasal kastrasyon uygulanıyor.
 
'Önleyici bir yöntem mi' tartışmaları sürüyor
 
Kastrasyon yaygın olarak kullanılıyor olsa da yöntemle ilgili tartışmalar da devam ediyor. Bu tartışmalar daha çok yöntemin hukuki boyutu ve önleyici olup olmadığı üzerinden yürütülüyor. Bu noktada tartışmalar daha çok kimyasal hadım üzerinde yoğunlaşıyor. Kimyasal hadımda kullanılan ilaçların ağır depresyon, aşırı kilo alma, uykusuzluk, ateş basması, diyabet, migren ve özellikle uzun süreli kullanımlarda kemik erimesine neden olabileceği söyleniyor. Failin bedeni üzerinde ortaya çıkabilecek tüm bu yan etkiler yöntemi temel insan hakları açısından tartışmalı bir konuma düşürüyor.
 
Caydırıcı ve tekrarlama olasılığı!
 
Tartışmaların diğer ve en önemli boyutunu ise yöntemin caydırıcılığı ve suçun tekrarının önlenmesi konuları oluşturuyor. Yapılan araştırmalarda ilacın bırakılmasından itibaren testosteron seviyesinde yaşanan ani artışın suçun tekrarlanma riskini artırdığı gözlemlendi. Kimyasal kastrasyonun tek başına tekerrürü önleyici bir etkisinin olmadığı fikri her geçen gün daha fazla kabul görüyor. Birçok uzman cinsel saldırı ve istismar vakalarında faili cinsel dürtülerinden çok şiddet ve tahakküm kurma isteğinin harekete geçirdiği konusunda hemfikir. Bu sebeple kastrasyon yöntemiyle cinsel dürtülerin engellenmesi suçun tekrarını önleme konusunda yetersiz kalmakta.
 
'Daha fazla tehlikeye yol açabilir'
 
Eleştirenler bu noktaya dikkat çekerek şunları söylüyor: "Kimyasal kastrasyon birçok durumda etkisizdir. Birisi güç sorunları yüzünden cinsel saldırıda bulunduğunda, hormon tedavisinin bir anlamı olmayacak ve uygulamaya tabii tutulmuş faillerin daha sonra aynı suçu işlediği görülecektir. Sadeleştirilmiş çözümler bireyleri ve toplumu yanlış bir çözüm algısına iter ve diğer sağduyulu önleyiciler göz ardı edildiğinde daha fazla tehlikeye yol açılabilir."
 
Yüzde 5'lik kısım aynı suçu tekrar işliyor
 
Yapılan araştırmalar uzmanların eleştirilerini haklı çıkarıyor. ABD'de faaliyet yürüten bir grup araştırmacı ve doktordan oluşan "Cinsel İstismar Failleri Tedavi Derneği"nin yaptığı araştırmaya göre, cerrahi kastrasyona maruz kalan faillerin kayda değer bir bölümü aynı suçu tekrar işliyor. Amerikan Adalet Bakanlığı verilerine göre de, kimyasal kastrasyon işlemi uygulanan faillerle, hapis cezası alanların suçu yeniden işleme oranı neredeyse aynı. ABD'de yüzde 5,3'ü serbest kaldıktan sonraki 3 yıl içerisinde aynı suçu tekrar işliyor. Faillerin hapis cezasının ardından psiko-terapi ile sıkı bir şekilde kontrol altında tutularak topluma yeniden kazandırılması yönteminin kastrasyona oranla suçun tekerrürünü engelleme konusunda çok daha başarılı olduğu birçok uzman tarafından kabul ediliyor.
 
Cezasızlık politikası görülmedi
 
Türkiye'de ise son yıllarda cinsel suçlarda önemli bir artış görülüyor. Yükselen tepkiler sonucunda AKP hükümeti 26 Temmuz 2016 tarihinde kabul edilen yönetmelikle kimyasal kastrasyon uygulamasının önünü açtı. Türkiye'nin konuyla ilgili en büyük sorunu cinsel suçlardaki cezasızlık ve adeta teşvik niteliği taşıyan "tahrik indirimleri" olmasına rağmen AKP konuyu derinlemesine ele almak yerine popülist politikalarla üzerinde oluşan baskıyı savuşturmak için idam ve kastrasyon tartışmasını başlattı. Dünyanın farklı noktalarındaki deneyimler kastrasyonun suçu önleme konusunda başarısız olduğunu, psikoterapi ile zihinsel dönüşüm olmadan cinsel suçlarda azalmanın oldukça zor olduğunu gösteriyor.