Kadını heykellerle anlatmak: Her alanda daha çok kadın sesine ihtiyacımız var

  • 09:04 12 Ekim 2018
  • Kültür Sanat

 

Safiye Alagaş
 
İSTANBUL - Sanatçı Arzum Onan’ın ikinci kişisel heykel sergisi olan “Kadın”, 3 Ekim’den bu yana sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Hayal dünyasına sınır koymayan Arzum, kadınların yaşadığı zorluklara karşı verdiği mücadeleyi, hüznü ve doğayla bütünleşmeyi heykellerle anlatıyor. 
 
Sanatçı Arzum Onan, “Kadın” isimli ikinci kişisel heykel sergisini 3 Ekim’de sanatseverlerin beğenisine sundu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde ziyarete açılan sergi, sanat severlerin yoğun ilgisini görüyor. Sergide, bronz, ahşap, mermer, metal ve cam gibi farklı malzemelerden üretilen yapıtlarda kadınların duyguları figüratif bir dille ifade ediliyor. Kadınların yaşam mücadelesini yapıtlarında aktaran Arzum’un yeni sergisinde 20 heykel bulunuyor. Cumartesi Anneleri’ne atfedilen bir heykelin de yer aldığı sergi, 14 Ekim’e kadar ziyaret edilebilecek. Arzum, 20 heykelin yanı sıra bazı heykelleri ise kara kalem çalışması ile resmetti. 
 
10 heykeli “Hüzün”, “Yanılsama”, “Balerinler”, “Parçalanma”, “Çocuk gelin”, “Rağmen”, “Kapılar ardında”, “Cumartesi Annesi”, “Ana” ve “Bütünleşme” diye isimlendirilen Arzum, diğer 10 heykelin tamamını ise isimsiz diye adlandırdı. Arzum, bütün heykellere isim vererek ziyaretçilerin hayal dünyasını daraltmak istemeyerek, ziyaretçilerin sergiye kendi yorumlarını katmalarını amaçlıyor. 
 
Kadın bedeni figüratif bir dille ifade ediliyor
 
Arzum, yaşamın içerisinde yaşadığı parçalanma, yalnızlık, yaşamla bütünleşme, her şeye rağmen bir arada olma ve kadının doğayla bütünleşerek yaşamasını tasvir ediyor. Bütün heykellerde kadın bedeninin estetik yanını figürlere döken Arzum, hayal dünyasına sınır koymayarak kadın bedenini cesurca heykellerle ifade ediyor. 
 
En dikkat çeken heykel ‘Cumartesi Annesi’
 
Sergide en çok dikkat çeken heykel ise, “Cumartesi Annesi”nin heykeli. Cumartesi Annesi’nin bir eli, yüzünün yarısını kapatmış, izlerken insana umut, hüzün ve bekleyişin yanında birçok duyguyu hissettiriyor. Bekleyiş ve arayışın yanında yüz hatlarında oluşturduğu çizgilerin derinliği gözlerden kaçmazken, bütün bunların yanında başındaki beyaz tülbenti de dikkat çekiyor. 
 
‘Baskı altında hayatını sürdüren kadınlara adamak istedim’
 
Sergisinin merkezine kadını alan Arzum, “Hayatın her alanında daha çok kadın sesine ihtiyacımız olduğunu” vurguladığını ifade ediyor. Arzum, sergiye dair yaptığı açıklamada, başından beri hissettiğinin ama zamanla kelimelere de yansıtabileceği duyguların, kendisinden bağımsızlaşarak görücüyle buluşması, yerel ve evrensel akrabalığın içinde yer almasının en temel amacı olduğunu vurguluyor. “Dokuz” adlı sergiden sonra ikinci kişisel buluşması “Kadın” da da duygularının bir kısmını figüratif ifade eden Arzum, bazılarını soyutlaştırarak izleyiciyle buluşturmayı, karşılıklı emeği önemsemeye devam ettiğini belirtiyor. Arzum, “Başlangıçta, spesifik bir amaçla; feodal baskılar altında hayatını sürdürmek zorunda kalan kadınlara adamak istediğim bir sergiydi. Ama sergi zamanı yaklaştıkça geniş tutmaya karar verdim. Birkaç önemli nedenden biri, yaptığım çalışmaların bir kısmının başlangıç temasından özgür şekillenmesidir. Asıl gerekçe, geniş kapsamlı bir başlığı daha doğru hissetmemdir. Bütün alanlarda, yine hayatın kendisiyle dengelenmiş bir kadın sesine, şefkatine ihtiyaç duyduğumuz gibi, karar, strateji mevkileri ve üretimde de duyulan ihtiyaç kaçınılmaz bir gerçektir” diye ifade ediyor.